Monday, April 1, 2013

Doğan Akın- Gazeteci-T24 yayın yönetmeni



Yurttaş Gazeteciliği programında 3. haftanın ilk eğitimini, T24-Taraf gazetesi yazarı ve T24 internet sitesinin Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın verdi. 
  
Kısaca Doğan Akın

1987 yılında Hasan Cemal’in genel yayın yönetmeni olduğu sırada, Cumhuriyet’te olan Doğan Akın, daha sonra Milliyet grubunda çalıştı. Milliyet’te Ankara Haber Müdürlüğü’nde, haber merkezi müdürlüğü yaptı. Doğan Grubu’na geçtikten sonra yayın direktörlüğü yaptı. Gazete ve dergi alanında çalıştı. Gece muhabirliği, belediye muhabirliği, başbakanlık muhabirliği gibi alanlarda çalıştı. 4 yıldır da bir bağımsız internet gazetesi girişimi olarak T24’ü çıkarıyor.

Medya dediğimizde;

Çoğu kişinin kolaylıkla medyayı analiz etmek gibi bir problemi var. Ahmet Altan, Taraf’tan ayrılmadan önce, bu konuda defalarca yazdı. “Siz de korkmayın, o zaman.” diye… Dolayısıyla iktidarların, Türkiye’de değil Dünya’nın her yerinde medyaya nüfuz etme eğilimi, tartışmasız var olduğuna göre, bu eğilim nerede kesin sonuçlara ulaşıyor ve hangi koşullarda oluşuyor? Bunun üzerinde düşünmemiz gerekiyor. İşin medya tarafında da kafa yorulması gerektiğini düşünüyorum. sadece bir yer değil; yani ‘patronlar’ deyince iş bitmiyor; en tepede iktidar baskısı dediğimiz zaman iş bitmiyor. Medyaya geldiğimizde, patronaj etkisi dediğimizde iş bitmiyor; çünkü işin gazetecilik tarafında da çok problemler var.

En dış halkada, ülkenin sosyo-politik durumu, kültürel yapısı, alışkanlıkları, gelenekleri gibi şeyler var. İkinci halkada ise medya sahipliği var. Üçüncü halka da ise medya kurumları var. Bu medya kurumları deyip geçmemek lazım; çünkü birçok şeyde hem bağlı hem de o sorunlardan bağımsız birçok sorun var, medya kurumlarında. O medya kurumlarından sonraki halkada ise gazetecilerin kendisi var. Burada da ciddi sorunlar var. En içteki halka da ise kamuoyu var. Yani medyayı, bu halkalar içerisinde anlamaya çalışan bir model önermişti Doğan Güneş. Hala Birgün Gazetesi’nde yazıyor.

Milliyet’te haber merkezinde toplantı yapıyoruz. O haberler 10-12-15 saat sonra çıkıyor; ama internet sitesinde çoktan tüketilmiş oluyor. Türkiye’de bu mecradaki gazeteler, internette haberlerin “canlı olarak tüketilmiyormuş” gibi davrandıkları için örgütlenmelerini değiştirmediler. Bu, Milliyet’te de öyleydi, Hürriyet’te de böyle… Ve orada yayıncılık hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor.

Biz, zarar ediyoruz

En tepede medya sahipliğinin olduğunu biliyoruz. Bugün Türkiye’de grup medyalarına ilişkin problemleri konuşuyoruz. Ağız birliği edilmiş bir şey var. “Biz, zarar ediyoruz.” Bu iddiaya, iki tane soru yöneltebiliriz. Birincisi, “Gerçekten ediyor mu?” Bu yalnız muhasebesi geniş yapılması gereken bir soru. TV’yi kurmuşsunuz, 1000 lira gideri var, 700 lira geliri var. Zarar ediyor mu, diyeceğiz? Yok!.. O bilmem ne TV’de, o grubun hangi işleri halloluyor? O grubun hangi işlerinin tanıtımı yapılıyor? O grubun reklam bütçesinden ne kadar bir tasarruf sağlanıyor? Bu gibi şeyleri de ölçebilmemiz lazım.

İkinci soru ise: “ Neden zarar etmek istiyorsunuz?” Yani biz kamuoyu, size zorla yaptırmadığımıza göre, siz bu zararı neden satın alıyorsunuz?

Mesela Demirören Holding, Milliyet’i, Vatan’ı aldı. Milliyet, yıllardan beri, Doğan grubu içerisinde zarar eden bir yayındı. Şimdi, Demirören grubuna şunu sormak lazım: “Siz neden bu zararı satın aldınız, satın almak istediniz? Çünkü başka işleri var. Dolayısıyla o işler için zararı satın almayı, yararlı görüyorlar.

Korkuyu satın almak

Zararı satın alırsanız, ikinci adımı var. Korkuyu satın alırsınız. Kolay korkutulursunuz, kolay nüfus edilebilir. Demirören 50 yıllık iş adamı. Bunu satın almasının nedeni ise başbakanla olan fotoğrafı. Bugüne kadar hiçbir başbakan ile fotoğrafını gördünüz mü? Ben görmedim. Ola ki vardır, bilmiyorum, balolarda, şurada burada yan yana gelmişlerdir. Daha öncelikli, daha dikkat edilmesi gereken biri oluyor bu fotoğrafla!
Şu anda Türkiye’deki en kıdemli gazete yayıncısı olan Aydın Doğan’ın Meclis Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’ndaki anlatımlarının tutanaklarını okursanız orada diyor ki; “Doğru dürüst yapılırsa yayıncılık, karlı bir iş.” 30-35 yıllık bir medya patronluğunun deneyimiyle, birikimiyle konuşuyor. Yani kısaca aslında zarar edilmiyor.

Türkiye’nin demokrasi problemi

Bu durum ilk kez, Avrupa Birliği’nin Türkiye hakkında her yıl hazırladığı ilerleme raporuna girdi. 2012 İlerleme Raporu’nda, grup medyalarını Türkiye’deki ifade özgürlüğünü engelleyen sorunlardan birisi olarak kayda geçirildiğini gördük. Biliyorsunuz, o ilerleme raporları birkaç alanda hazırlanıyor. Siyasi alandaki, özgürlükler alanındaki, yargı alanındaki, ekonomik alandaki vs. En önemsediğimiz kısmı bu! Burada, ifade özgürlüğü alanında diyor ki: “Türkiye’de grup medyaları, haberin ve bilginin serbest dolaşımından daha önemli çıkarları olan grupların medyaları, Türkiye’deki ifade özgürlüğünün önündeki engellerden birisi ve oto sansürün nedenlerinden birisi.” TÜSİAD’ın içinde medyanın demokrasi sorunu haline geldiği çok konuşuluyor.

Sorunlu halka gazeteciler!

En tepelerde Milliyet Gazetesi’nde, Hasan Cemal’e, İmralı görüşme notlarına ilişkin yazı yazdırılmıyor. İşte, yazılan bazı yazıların kesildiğini biliyoruz. Yasak! Koca bir gazete, koca koca insanlar, hakikaten susturuldu. Herkesin güncel meseleleri var ama bazı insanların da kayıtsızlığı var. Medyada, üst tabaka, yüksek ücretlerle kayıtsızlığı sağlanmış bir tabaka haline getirilmiş durumda. Çünkü gazetecilik yaptığın için çok ciddi paralar alamazsınız. Ama yüksek ücretlerle bir medyayı yönettiriyorsa size patronlarınız, onun ihtiyaçları doğrultusunda, sizin kayıtsızlığınızı da satın almış oluyor.
Bu patronaj yapısı, medya sahipliği yapısı ve medya kurumlarının gelenekleri derken bu tür şeylere tenezzül eden gazeteciler bir tür kara delik yaratıyorlar ve “patron medyası”, “kurum kültürü”  diyerek oradan kendileri de atlıyorlar. Yani, onlar da bir ısırık koparmaya çalışıyorlar, bu işlerde. Dolayısıyla gazetecilerin kendilerinde problem var. Ben, sadece maddi bir takım zaaflardan söz ettim. çok fazla taraf olmak, haber metinlerinde tahrip edici sonuçlar doğurabiliyor.

Bağımsız medyalar olsun

Türkiye’de bağımsız medyalar yok değil. Cumhuriyet Gazetesi var, mesela.  ideolojik takıntılara da bağımsızlık gerekiyor. Özellikle Sözcü Gazetesi’ne baktığınızda inanılmaz kışkırtmalar yapıldığını görüyoruz. Çünkü önemli bir tiraja ulaştı. etnik meselelerde ve inanç meselelerinde, kışkırtmalar var. Mesela laikçi ya da laik duyarlılığı çok yüksek bir gazetede çalışıyorsanız, İmam Hatipler konusunda, cemaatler konusunda yazabilirsiniz.

Zaman Gazetesi, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği operasyonlarında inanılmaz şeyler yazdı. Orada okuyan burslu kız çocukları için özellikle… İdeolojik takıntılar, habercilere verdiği zarar yanında, insanlara da zarar veriyor. Yani, bağımsız haberciliği, ben, “ideolojik takıntılardan da bağımsızlık” olarak anlıyorum. 

Nermin BAHAR / Özge ÖZKUL