Monday, March 18, 2013

Yurttaş Gazeteciliği​​ ve Dijital Medya İletişimi​ Sertifika Programı



Bahçeşehir Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi (BÜSEM) ile Bahçeşehir Üniversitesi Medya İlişkileri Direktörlüğü (BAUmedya)’nın ortaklaşa düzenlediği ve gazeteci Hıdır Geviş’in koordinatörlüğünde 10 hafta boyunca gerçekleştirilecek olan Yurttaş Gazeteciliği programının ders notlarını bu blogdan yayınlayacağız.

Öncelikle programın ne olduğundan ve bizlere neler kazandıracağından bahsedelim.
Eğitim programınız 23 Şubat 2013 Cumartesi günü Bahçeşehir Üniversitesi’nde başladı. 10 hafta boyunca her cumartesi günü eğitime devam edecek. Son dersini ise 27 Nisan Cumartesi günü verecek. Program sonunda katılan her öğrencimiz sertifika alacak, böylece kendini ifade edebilme yeteneği doğrultusunda iş hayatında bu sertifikadan yaralanabilecek.

Bu eğitim programında amaç; bireysel ve kurumsal olarak kitlelerle iletişim kurarken, dijital medyanın nasıl doğru ve verimli kullanılacağını göstermek. Öğrencilerimiz, İnternet dünyasının sağladığı en son olanaklar ve gelişmelerle  tanıştırırken, bu olanaklardan hangi amaçlarla nasıl yararlanılabilineceklerini de öğrenecekler.​ Bazı dersler workshop şeklinde gerçekleştirilecek.


Eğitimin ilk haftasında Hıdır Geviş programın genel amaçlarından, yurttaş gazeteciliğinin nasıl kullanılacağından bahsetti. Programa gelen katılımcılara söz vererek ne beklediklerini sordu. Katılımcılar öğrenci ve sektörden olan kişilerden oluşuyor. Programın ilk haftasında katılımcılar aktif olarak sorularıyla eğitime katkıda bulundu.

İlk eğitmen Devlet Şah Hanım, açtığı blog ile ismini dünya çapında nasıl duyurduğunu anlattı.

Yemek Blogger’ı Devlet Şah

Eğitimin konuşmacılarından biri de ünlü yemek Blogger’ı, devletsah.com sahibi ve yöneticisi olan Devlet Şah Hanım’dı. Kendisi ciddi bir internet girişimcisi. Kendi başarı öyküsünü kendi hazırladı ve şu anda ünlü medya patronları seviyesinde bir kariyeri var. Peki, ne yaptı, kendi kendine bunu nasıl başardı? Bu öyküde yurttaş gazetecilik nerede? Hepsini yazının içinde bulabilirsiniz.

Devlet Şah Hanım kendi öyküsünü yarattı ve adım adım ilerleyerek zirveye yükseldi. Bu arada tabi ki zorluklar yaşadı ancak hiçbir zaman vazgeçmedi yavaş ve emin adımlarla belki bilerek belki habersiz şekilde başarıyı elde etti.

Asıl ismi Sayide Devlet Şah Alhamlıoğlu Özcan. Oldukça uzun ismi olduğunu da vurgulamadan geçmiyor. İÜ Çevre Mühendisliği mezunu. İşiyle alakalı 5 yıla yakın çalıştı. Şantiyelere girip çıktı. Bu işin kendisine uygun olmadığını anladığında tesadüfen başka bir kapı açıldı kendisine. Şantiyede bir arkadaşının Ülker’le bağlantısı olduğunu öğrendi ve şirketle hızlı bir şeklide görüşmeler başladı.  Bir süre orda görev aldı. Buradaki işleyişe de hızlı bir şeklide adapte oldu. Birtakım değişiklikler de yaptı. Danışma hattındaki telefonları çoğaltıp bilgisayarlı sisteme geçilmesini sağladı.

Evren Devlet Şah Hanım’ın hayatını değiştirmeye kararlıydı. O sıralarda internette E330 ile ilgili bu madde insanı öldürür şeklinde bir mail dolaşıyordu. Genelde Ülker’in ürünlerinde olduğu ileri sürülüyordu. E330 limon suyudur aslında. Mail Hacettepe Üniversitesi’nde görevli biri tarafından gönderildiği üzerine kuruluydu, üniversite arandığında bu maili yalanladı. Şimdi adamın adını değiştirerek yeniden dolaştırıyorlar.

Devlet Şah Hanım, bununla ilgili gelen telefonların çoğalması üzerine bunu internet sitesine koyalım diye bir fikir attı ortaya.  Siteden ulaşsınlar, görsünler, bizi aramak zorunda kalmasınlar şeklinde düşüncesi vardı. Ancak web siteleri olmadığı gerçeği de vardı.  Ürünlerle ilgili her türlü bilgilerin bulunduğu bir web sitesi hazırladılar. Böylece ilk  internet adımını atmış oldu.

Bu şekilde hayat sürerken evlenen ve yeni bir dünyaya yol alan Devlet Şah, ilklerini de yaşamaya başladı. İlk defa yemek deneyimi olacaktı mesela.  İlk olmasına rağmen güzel yemekler yapıyordu ve ailesi-çevresi tarafından sürekli tarif isteme, tekrar yapma istekleri doğuyordu. Fakat Devlet Şah, sürekli alnı tarif üzerinden değil, kendi içinden geldiği katkıları da yaparak hazırlıyordu yemekleri. Bu nedenle bir yemeği tekrar aynı şekilde yapması mümkün değildi. Eşi blog açma ve tariflerini yayınlama önerisi sundu. Ve eşinin ilk hediyesi devletşah.com isimli site oldu.

Bir yandan çalışıp bir yandan da sitesine yazılar yazmaya devam eden Devlet Şah, sitesini bir kadın sitesi olmasına karar verir. İçerisinde izlediği filmleri, okuduğu kitapları, yaptığı tarifleri paylaşır.

İlk video deneyimi ve meyvesi
İlk kez videolar çekip sitesine koyar ve 2006 Nisan’ında görme özürlülerden bir tebrik maili gelir. “Sitenizi çocuklarımıza özel olarak uygun bulduk, sürekli sizin siteyi takip ediyorlar lütfen videoları artırır mısınız?”
2006 Eylül’ünde eşinin askerliği nedeniyle Ankara’ya giderler ve güzel bir macerayı da peşlerinden getirirler. Her sabah çay keyfi ardından fotoğraf gezisi. Bu aralarda tesadüf eseri akıllarına dergi çıkarma kararı düşer. Yemekname isminde 100 sayfalık dergi 40 ay boyunca çıkar.  Bu arada artık Devlet Şah isme her yerden duyulur, adına yeni medya patronu başlıklı haberler çıkar. Artık öyle bir gelişme göstermiştir ki ses yayını, videolu yemek tarifleri,  televizyon kanalı vardır ve bloguna her gün yazı yazıyorum üstelik bir de dergisi var. Kısacası medya patronluğu için her şey uygundu.

Bir zaman sonra Microsoft’tan “Bir ev kadınının başardıkları üzerine bir etkinlik yapsak gelir konuşur musunuz” teklifi gelir. Coca Cola’dan iş teklifi gelir. Bunlarda kısa süreli çalışır deneyimler kazanır.
Bu süreçler içerisinde “En iyi kadın bloğu seçilir. Hürriyet Türkiye’nin en iyi 10 bloğundan biri olarak seçer. Uğur Yücel’le birlikte TV reklamında oynar. Bizimusulmakarna sitesinin reklamında oynar. Hamileyken Kenya’ya gider ve büyük göçe denk gelirler. Belgesel çekerler ve kaldıkları otel, “Sizin gibi ünlü bir Blogger’ı ağırlamak isteriz, reklamımızı bloğunuzda yayınlayın yeter” der. Google kendisiyle irtibat geçer ve Hangout’la canlı yemek programını yapmasını teklif eder. Tüm bunlar kurduğu web sitesi aracılığıyla ayağına gelir.
Devlet Şah Hanım Yurttaş Gazeteciliğinin en iyi örneklerindendir. Yorulmadan aksine eğlenerek istediği şeyleri yaparak kendini medya patronu yapar. Bunun için çok paraya da sahip olmamış, tesadüfler ve birazda şans büyük etken diyerek eğitimine sonlandırıyor.

Siz iyi bir şey yapıyorsanız her zaman hatırlarlar,  örnek olarak gösterirler, unutmazlar.



Yurttaş Gazeteciliği eğitiminin 2. konuşmacısı North Carolina Üniversitesi öğretim görevlisi Zeynep Tüfekçi oldu. Yurttaş gazeteciliğiyle ilgili araştırmalar yapan bir isim kendisi. Skype aracılığıyla programa bağlandı ve yurttaş gazeteciliğinin dünyadaki uygulamalarından bahsetti.

Yeni bir uygulama

Çok yeni bir olay 3-5 senelik bir olay. Akademisyenler olarak biz yeni yeni bunun sonuçlarına alışıyoruz. Fakat bir yandan da sıradan bir hale geldi. Dünyanın artık herhangi bir yerinde bir şey olduğunda bir şekilde herkese ulaşabiliyor. Youtube’un haber müdürü ile konuşuyorduk. Bu haber bölümünde, dünyanın herhangi bir yerinde bir şey olduğunda yaklaşık bir saat sonra youtube’a bunun videosu düşüyor. Ne olursa olsun bir yerlerde elinde cep telefonu olan, video kamerası olan internet bağlantısı olan birisi olayla ilgili en azından iyi kötü bir video yükleniyor.

Bilgi kıtlığı devam ediyor

Bundan 20 sene önce dünyanın birçok yerindeki birçok önemli olaydan hiç haberimiz olmayabiliyordu. Bu değişimle birlikte başka bir döneme geçtik. Geçenlerde pi dergisinde “haber kıtlığından bilgi kıtlığına geçiş” diye bir makale yazdım. Eskiden her yerden haber alamıyorduk, yarım saatlik haberler bir akşam haber bültenini dolduruyordu. Ve bu haberlerin çok az kısmı dış haberler oluyordu. Şimdi ise youtube’daki milyonlarca videodan biri belki çok önemli bir haber niteliği taşıyor olabilir. Bunu kim nasıl izleyecek, nasıl işleyecek büyük bir sorun. Haber arzı çok ama ilgi kıtlığı hala devam ediyor.
Eskiden Türkiye’de sadece resmi televizyon vardı. Sonra birkaç tane özel tv açıldı ve seçeneklerimiz bunlardan ibaretti.  Şimdi istersek günün 24 saatini haber takibiyle geçirebiliyoruz.  Burada başka bir sorun ortaya çıkıyor. Haberlerin kimler tarafından izleneceği konusunda eskiden kapıyı tutan profesyonel gazetecilerdi.

Haberde doğrulama şekli

Gazeteciliğinin artmasıyla doğrulama eski şeklinde değil. Neredeyse internetin kendisi bunu doğruluyor ya da yanlışlıyor diyebiliriz. Bir konuyla ilgili bir haber ortaya çıkıyor.  Sıradan, konunun uzmanı olmayan biri olarak baktığınızda onun ne olup ne olmadığını anlamıyorsunuz. Bunu kendi ağınıza sorabiliyor ve Twitter ya da Facebook olsun yurttaş gazeteciliğe ayrılmış yerlerde olsun, konunun uzmanı insanlar konuşarak haberi doğruluyor, yanlışlıyor ya da bağlam anlatıyorlar. Dolaysıyla eskiden haber bültenini izlediğinizde size 3 dakika konuyla ilgili bilgi veriyordu. Buna da haber bülteni deniliyordu. Bu bir anlamda yemeğin pişmiş hali. Şu an da yemeğin pişmiş halini bana veren az; fakat yemeğin yapılma sürecini izletme şansı daha çok. Yemeğin yapılma süreci sosyal ağlar oluyor.

Haber mutfağının içinde sadece profesyoneller değil amatörler var. Yemek pişiyor ve siz bu yemeğe dahil olmazsanız sonucu tam yargılayamıyorsunuz. Eşitsizlikler var. Siz haberi aktif izlemeyi bilen sosyal ağlarda bir şeyleri doğrulamayı bilen biriyseniz, haberleri daha iyi alıyorsunuz. Ama bunu bilmiyorsanız yanlış haberlere kolaylıkla kanabilirsiniz.

Bu doğrulamalarla ilgili Suriye’deki lezbiyen blogcu Amina isminde bir kadının hikâyesi var. Suriye’deki olaylar başladığında Amine adında ortada sözde bir blogcu vardı. Suriye’de yaşayan bir genç kız. Kendi bloguna göre eşcinsel ve ailesi de bunu biliyor. Aynı zamanda rejim muhalifi. Bu ilginç ilgi çeken bir hikâye olarak gazetecilerde ilgi uyandırdı. Bir gün kuzeni “Amine kaçırıldı” diye blog yazdı. Blog öyle kaldı. Bu konuda resmi olan gazeteciler araştırma yapmadı. Sosyal medyadan takip eden gazeteciler ise bu hikâye mantıklı değil demeye başladılar. Burada önemli bir ayrım var. Şüphelenmeyenler ve şüphelenenler. Sonradan ortaya çıktı ki Amine sahteymiş bunu yapan lisans üstü bir öğrenciymiş.

Aktivist gazetecilik alanı

Bir başka durum ise yurttaş gazeteciliğinin dışında bir aktivist gazeteciliği var elimizde. Tam yurttaş gazeteci değiller, ben onlara gazeteci yurttaş diyorum. Bunlar resmi olmayan, bir konuda belli bir tarafı olan ve bu konunun yeterince ilgi görmediğini düşündüğü için elinde kamera ile oradan oraya dolaşan, bir haber olduğunda oraya giden bir grup. Böyle bir kategoriyi özellikle gençler arasında görüyorum. Mesela Mısır’dan örnek verelim. Geçtiğimiz sene televizyon üzerinden göstericilerin polis karakolunu yaktığı haberi verildi. Aktivist gazeteciler twitter üzerinden önce sorgulamaya sonra orada olan var mı demeye başladılar.  Birkaç tanesi oraya gitti ve olayın fotoğrafını çekti. Karakolun yanmadığı ortaya çıktı.  Kısaca yurttaş gazeteciliği çok ilginç ve hızlı gelişen bir alan. Süreci izliyoruz.


Özge ÖZKUL / İlknur SARGUT

No comments:

Post a Comment

Buraya yorum yazın ki sizin de bir yorumunuz olsun